Yaşamlarımız kayıplarla ve kayıplarımızın yasını tuttuğumuz olaylarla sarılı halde. Yitirdiklerimize ait anılarımız tazeliğini bazen korkutucu bir şekilde korurken bazen de o anılar yerini kocaman bir boşluğa bırakmıştır. Kimileri kayıpları esnasında ağıtlar yakıp, tek bir fotoğrafa bakmaya bile tahammül edemezken kimlerin ise gözünden yaş gelmez, acısını kuytu köşelerde yaşamak ister. Birisinin ötekinden daha az acı çektiğini söylemek imkânsız olsa da herkesin içinden geçtiği yas süreçleri farklıdır.

Çoğu kişinin kayıplara, ölümlere tepkisi bu denli farklılaşırken peki yas gerçekten ne demek? Literatürde yas, kişinin sevdiği birinin kaybıyla içinde bulunduğu duruma karşı nesnel bir ifade ediş biçimi olarak karşımıza çıkar. Bu ifade ediş biçimleri, sakin bir kabulden, ciddi kriz tepkilerine kadar değişebilir. Bazıları, tepkilerini net bir şekilde ortaya koyarken, bazıları ise duygularını saklamaya çalışırlar. Matem olarak da bildiğimiz yas kavramı içinde bulunduğumuz kültürün bilinçsiz tepkilerini de içerir. Bizim toplumumuzda acıları açık bir şekilde göstermek, ağıtlar yakmak daha kabul görünür fakat bilmeliyiz ki bizler biricik varlıklarız ve her birey için yas farklı bir deneyimdir. Bundan dolayıdır ki gösterilen tepkiler de bireyseldir. Yas tepkileri fiziksel, bilişsel, duygusal ve davranışsal olarak dört ana grupta incelenebilir.

Fiziksel Tepkiler: Midede boşluk hissi, Nefes alamama, Boğulacakmış gibi olma, Seslere aşırı duyarlılık, Enerjisizlik ve çabuk yorulma, İştah artması ya da azalması.

Bilişsel Tepkiler: İnanamama ve inkâr, Konfüzyon, Ölen kişinin yaşadığı duygusu, Ölen kişiyi görme ya da sesini duyma, İşitsel ve görsel halüsinasyonlar.

Duygusal Tepkiler: Şaşkınlık ve şok, Üzüntü, Öfke, Kendini ve başkalarını suçlama, Yalnızlık, Umutsuzluk.

Davranışsal Tepkiler: Ağlama, Dalgınlık, Arama ve çağırma, Ölen kişiyi hatırlatan şeylerden kaçınma, Sosyal çekilme, Uyku bozukluğu.

Yas tepkileri kişiden kişiye değişmekle beraber yas sürecinin belli evrelerinde kendini gösterebilir ve kaybolabilir. Yas süreci birçok araştırmacıya göre bireyin tamamlaması ve kayıp öncesi denge durumuna ulaşması gereken, belli evreleri olan bir süreçtir. Kişiler bu evreleri sırasıyla yaşamak zorunda değildir. Bu evreler şu şekilde sıralanabilir.

1. Evre Şok ve Uyuşma: Bu evredeki kişi ölümün gerçekliğini kavrayamaz. Ölümün ilk öğrenildiği anda kişi belli bir süre hissiz ve donuk kalabilir. Kişi kendini boşlukta gibi hissedip şaşkınlık ve şok gibi duygusal belirtiler yaşayabilir aynı zamanda hatırlamada güçlükler gibi bilişsel tepkilerde gösterebilir.

2. Evre İnkâr: Bu evredeki kişi ölümü ve kaybı reddeder. Kişinin başına gelen olay durum yok sayılır, başa gelmiş kabul edilmez ve kişi belli bir süre hiçbir şey olmamış gibi davranabilir.

3. Evre Arzu Etme: Kişi ölümün/kaybın acısını daha çok hissetmeye başlar. Kaybedilen kişinin geri gelmesi beklenir ve arzulanır. Bu evrede ağlamalar, öfke, huzursuzluk ve dalgınlık gibi davranışsal tepkiler görülür. Zihinde daima ölen kişi ve ölüm vardır. Bu evre günler veya haftalar şeklinde devam edebilir.

4. Evre Çaresizlik: Kaybı veya ölümü yaşayan kişi bu durumu önleyemediği için ve giden kişiyi getiremeyeceği için kendini çaresiz hisseder. Çaresizlik hissi kişinin iş hayatını, sosyal hayatını etkileyebilir, isteksizlik ve ilgi kaybı görülebilir.

5 Evre Kabullenme: Bu aşamadaki kişi artık ölümü veya kaybı kabullenmiştir. Kişi yastan önceki haline geri döner. Hayatını yeniden düzenlemeye ve umutlar beslemeye başlamıştır.

Worden’ın Yas Görevleri Modeli’ne göre yas sürecinin evrelerini fazla kavramlaştırmak yerine kayıp veya ölüm yaşayan kişi yas sürecini bilmeli ve uyum gösterebilmelidir. Bu modele göre yas sürecinde olan kişi aktif bir rol alır ve dört görevi vardır.

Kaybın Gerçekliğini Kabul Etmek: Kayıp yaşayan kişi ölen kişinin asla geri gelmeyeceğini kabullenmelidir. Duygusal anlamda tam olarak içselleştirme olmasa da bilişsel süreçte bunun farkına varmalıdır.

Yas ile Oluşan Acı Üzerinde Çalışmak ve Duyguları İfade Etmek: Kayıpların üzerimizde hem duygusal hem fiziksel etkileri olduğunu biliyoruz. Kayıp acısını her şekilde yaşamak ve kabullenmek çok önemli. Bu acıyı bastıracak her şey yas süreçlerinin uzamasına sebep olur.

Ölen Kişinin Bulunmadığı Bir Çevreye Uyum Sağlamak: Kayıp yaşayan bireyler kayıp olmayana dek ölen kişinin hayatındaki yerini ve rollerini tam şekilde düşünmemiş olabilir ve bu kayıp gerçekleştiğinde kişi belli bir süre idrak edemez ve yerini doldurmaya çalışır. Yas tutan birey, ölenin hayatında üstlendiği rollerin kaybına ve bunun kendi benlik duygusunda yarattığı değişikliğe de uyum sağlaması gerekir.

Duygusal Anlamda Ölen Kişi ile İlişkileri Yeniden Düzenlemek ve Yaşama Devam Etmek: Yas tutan birey ölen kişiyle ilgili uygun bir anı oluşumu yapması gerekir. Onun hayatında her zaman var olacağını ve ölümün mevcut hayat düzenini yıpranmasını engellemelidir. Ölen kişi ile anılarını bitirmekten ziyade ölen kişi ile ilgili anılarını duygusal dünyasına mantıklı bir şekilde yerleştirip hayatına devam edebilmelidir.

Hayatımızdan giden kişinin kaybı yarattığı boşluk ve acı bizi ne kadar sarsa da yaslarını tutacak kadar hayatlarımızda var olmuş olmaları bizi yaşama hazırlar. Kayıp anında yaşadığımız, hiç geçmeyecek sandığımız derin acılar, kendine özgü sürede giderek azalır. Burada kendimize hatırlatmamız gereken önemli bir de not var. Yasını tutacağın nesnelerin oldu ise, sen güçlüsündür. İçindeki merdiven düştüğün kuyudan seni yeniden yeryüzüne çıkaracaktır. Hayat daha iyiye ve güzele doğru devam etmeye başlayacaktır.

Kaynakça

Berksun, O. E. (1995). Psikososyal ve Medikal Yönleriyle Kayıp, Yas, Ölüm.

Bildik, T. (2013). Ölüm, kayıp, yas ve patolojik yas. Ege Tıp Dergisi, 52(4), 223-229.

Genlik, Ö. (2012). Yas süreci ve yas sürecindeki kişilerin depresyon ve anksiyete düzeylerinin incelenmesi (Doctoral dissertation).

Türk Psikiyatri Derneği. (t.y). Yas Süreci. Erişim adresi https://www.psikiyatri.org.tr/halka-yonelik/19/yas- sureci