POSTPARTUM DEPRESYON

Gebelik ve doğum sonrası denilince aklımıza çoğu zaman hoş, sevgi dolu aile manzaraları, yeni bir hayatın başlangıcı ve tatlı bebekler gelir. Bu güzel duyguların ve tecrübelerin yanında doğum sonrası yeni doğan bebeğini kucağına alıp onun sağlıklı bir yaşam sürmesi için endişelenen ve değişken bir fizyolojik süreç geçiren anneyi de unutmamak gerekir. Anneyi psikolojik ve fizyolojik olarak zorlayan bu süreç aynı zamanda ruhsal bozuklukların oluşması için de riskli bir dönemdir. Daha detaylandırmak gerekirse, postpartum olarak da bilinen bu dönem, annenin vücudunun gebeliğin bitimiyle farklı hormonal süreçlere maruz kalırken ebeveynliğe geçişin verdiği yeni rollerin ve sorumlulukların üstlenildiği oldukça karmaşık bir dönem olarak kabul edilir. Özellikle kadınlar doğumdan sonraki 1 yıl psikolojik hastalıklar açısından önemli boyutta risk altındadır.

              Lohusa depresyonu olarak da bilinen postpartum depresyon, doğum sonrası kadınlarda en çok rastlanan psikolojik bozukluklardan birisidir. Bu depresyon türü sadece annenin hayatı için bir takım zorluklar çıkarmadığından, bebeğin gelişimi için de önemli olan eksikliklere veya bozukluklara sebep olacağı için özel bir yaklaşım gerektirmektedir. Bu dönemde anne ile bebek arasındaki duygusal bağ bozulur. Bu özel bağın bozulması bebek için sadece duygusal problemlere neden olmaz. Yeni doğan bebek davranışsal ve bilişsel olarak da etkilenebilir.

              DSM-IV’e göre depresyonun özellikle doğumdan sonra ilk 4 hafta içinde başlaması durumunun postpartum depresyon olarak nitelendirilebileceği söylense de bazı çalışmalar belirtilerin 6-12. haftalarda olmaz üzere ilk 1 yılda ortaya çıkabileceğini söylüyor.

              Postpartum depresyonun bazı belirtileri, herhangi bir lohusa dönemdeki normal yakınma ve depresif ruh haliyle benzeşebilse de bu iki durumu ayırt edebileceğimiz reaksiyonlar vardır. Örneğin, annenin doğumdan sonra yaşadığı suçluluk duygusu,  ilgi ve istek kaybı ve konsantrasyon güçlüğü gibi belirtiler sadece depresif hastalarda görülüyor. Bunların dışında postpartum depresyonun semptomları genel olarak majör depresyon belirtileri ile benzeşir.

              Postpartum depresyonun tedavisinde ilk yapılması gereken kişinin ayrıntılı öyküsünün alınması ve varsa biyolojik etkenlerin dışlanmasıdır. Sonrasında postpartum depresyonun şiddetine göre farklı tedaviler uygulanmaktadır. Postpartum depresyonun organik etkenleri için farmakolojik tedavi (ilaç tedavisi) önemlidir ve bu tanıyı alan kadınlara antidepresan tedavi başlamak uygun bir yaklaşımdır. Bunun yanında postpartum depresyonun psikososyal etkenlerini de unutmamak gerekir. Bu etkenlerin çözümü için psikoterapötik tedavi önerilir. Bu terapilerde amaç, kadının duygularını anlaması ve bunları açığa vurarak ruhsal çatışmaların çözülmesidir. Annenin güveninin geri kazandırılması, bilgilendirilmesi ve desteklenmesi psikoterapide çok önemlidir.

 

Amerikan Psikiyatri Birliği (2000) Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal Elkitabı, Yeniden Gözden Geçirilmiş Dördüncü Baskı (DSM-IV-TR), (Çev. E. Köroğlu), Hekimler Yayın Birliği, Ankara, 2001.

Amerikan Psikiyatri Birliği. DSM-5 Tanı Ölçütleri Başvuru El Kitabı. Çeviren: Ertuğrul Köroğlu, Ankara: HYB Yayın, 2014.

Marakoğlu, K., Özdemir, S., & Çivi, S. (2009). Postpartum depresyon. Türkiye Klinikleri Tıp Bilimleri Dergisi29(1), 206-214.